Hayra vesile olan, hayrı yapan gibidir. - Hz. Muhammed (sav) (Tirmizi)
 ANASAYFA   HAKKINDA   İLETİŞİM 
Haber Kaynağına Abone Ol    ARAMA  :       
Ağız Diş Sağlığı
Aile Hayatı
Anne Adaylarına
Bilişim Teknolojileri
Çocuk Gelişimi
Damak Tadı
Dinimi Yaşıyorum
Edebiyat-Şiir
Evinizi Güzelleştirin
Gök Bilim
Gözümün Nuru NAMAZ
Günlük Hayata Dair
Hayvanlar Alemi
Helal Yaşam
İlk Yardım
İslamiyet
Karış Karış Anadolu
Kıssadan Hisse
Kişisel Bakım
Kişisel Gelişim
Lokman Hekim
Örnek Şahsiyetler
Rüya Tabirleri
Sağlık
Tekrar Tekrar Oku
Türk-İslam Tarihi

Lüks ve İsraf Zirvede, Muhammedi Olanlar Nerede?

Lüks ve İsraf Zirvede, Muhammedi Olanlar Nerede?
 + Yazıyı Büyüt    - Yazıyı Küçült           

Yaklaşık kırk yıl kadar önce evimize ilk defa bir kaset çalar (teyp) gelmişti. İlk kasetimizde de, Müftü Celal Yıldırım hocanın bir vaazı kaydedilmişti. Önceleri, başka kaset olmadığı için, aynı kasedi tekrar tekrar dinlediğimizden, vaazda geçen sözler adeta beynimize nakşolunmuştu. Vaizin, Yahya bin Muaz1 hazretlerinden naklettiği ve beni en çok etkileyen sözleri şunlardı:

-“Ey insanlar!.. Görüyorum ki; evleriniz Rum Kayzeri’nin evlerine, lükse hayranlığınız Kisra’nın tutumuna, servet peşinde koşmanız, Karun’un anlayışına, saltanatınız Firavun saltanatına, nefsleriniz Ebu Cehil nefsine, gururunuz Ebrehe’nin gururuna, yaşayışınız sefillerin yaşayışına benziyor Allah için söyleyin bana, Muhammedî’ olanlar nerede?...

Şimdi düşünüyorum da, Yahya bin Muaz hazretleri, bu sözlerini yaklaşık on iki asır önce yaptığı vaazında söylemiş. Acaba bu günleri görseydi bizlere ne derdi? Davet etsek evlerimize misafir olarak girer miydi? Çünkü o mübarek zât, Resulullah (s.a.v.) efendimizin, çok sevdiği kızı Fâtımâ (r. anha) annemizin evini ziyaretlerinin birinde, bir rivayete göre süslü bir örtü gördüğü için eve girmediğini, annemizin de o örtüyü hemen kaldırdığını çok iyi biliyor ve bizlere efendimizin sünnetini hatırlatıyordu.

Elhamdülillâh her geçen gün refah seviyemiz artmakta, daha çok kazanıp daha çok harcamaktayız. Ancak zenginliği hayır yollarında kullanıp, fakir fukaranın ihtiyaçlarını temin ederek sevap kazanmak, onların sıkıntılarının gitmesinden duydukları sevince ortak olmak, dualarını almak varken; hem de malımızın mesuliyetinden kolayca kurtulmak mümkünken; maalesef zor olanı, hesabı çetin geçecek olanı, lüksü ve israfı tercih ediyoruz.

Her geçen gün daha lüks, daha geniş evlere, dubleks, tripleks villalara, köşklere rağbet ediliyor. Muhterem Osman Nuri Topbaş hoca efendinin Kütahya’da bir hasta ziyaretinde sarf ettiği nakledilen şu sözleri ne kadar anlamlıdır: “Elhamdülillâh! İşte görmek istediğim ev. Yirmi beş sene önce ziyarete geldik aynı şekildeydi, şimdi de aynı şekilde.” Hocamızın ziyaret ettiği Hacı Abdullah amcamızı birkaç kez biz de ziyaret ettik. Hacı amcanın evi zemin üzere tek katlı, gayet sade, temiz, tertipliydi. Ne zaman ziyaret etsek çok kısa sürede taze çayı ve yanında sade ikramı hazır olurdu. Kendi evlerimizi düşünelim, yirmi beş sene öncesine ait kaç eşya kalmış? Bu süre zarfında hangi eşyalar, kaç kere değişmiş?

Gelir düzeyi yüksek olanlar, ailesi kalabalık olanlar tabii ki geniş ve huzurlu evlerde yaşama hakkına sahiptirler. Garip olan şu ki, hâlinden sorulduğunda, sürekli fakirlikten, borçtan şikâyet eden kişiler lüks evlere özenmekte, bu evleri lüks eşyalarla donatmakta, bunları karşılamak için de sürekli borçlu yaşamaktadırlar. Doğrusu, herkesin gelir düzeyine uygun yaşaması, yani ecdadımızın sözleriyle söyleyecek olursak “ayağını yorganına göre uzatması” daha doğru değil mi?

İşyerleri ve dükkânların içleri, dışları ve vitrinleri sık sık lüks dekorasyonlarla güzelleştiriliyor, içindeki eşyalar daha eskimeden yenileniyor. Araba hususunda da durum pek farklı değil. Ne kadar lüks araba varsa hemen müşteri buluyor. Sık sık araba değiştiriliyor.

Yıpranan elbiselerimizi yamamayı çoktan unuttuk. Kuşgözü kadar delinen çoraplarımızın yeri doğrudan çöp kutusu ne yazık ki. Özellikle düğünlerde, bir gece ve birkaç saatlik merasim için oldukça yüksek meblağlar ödenerek hususi elbiseler satın alınıyor. Muhterem Musa Topbaş (k.s.)’dan giyim konusunda nakledilen şu sözlere dikkat edelim: “Bizim iki takım elbisemiz vardır. Birini devamlı giyeriz, diğerini özel günlerde giyeriz.” Bu mübarek zâtın tekstil fabrikaları sahibi olduğunu bilenlerimiz vardır.

Lüks tüketim hayranlığı yemede içmede de her geçen gün artmaktadır. Lüks otel ve lokantalarda, açık büfe tabir edilen yemekleri yiyemeyeceğimiz kadar alıp, bir kısmını maalesef çöpe döküyoruz. Her geçen gün yeni yemek, tatlı, pasta türleri icat edilmekte, özellikle misafirliklerde her geçen gün ikram çeşitleri artırılmaktadır. Bu ziyafetlerin ardından: “Yiyiniz, içiniz, fakat israf etmeyiniz, çünkü O (Allah), israf edenleri sevmez” (Araf, 31) âyetiyle başlayan yemek duaları okunuyor, sonra da hazmı kolaylaştırsın diye bir fincan kahve kâfi gelmiyor, yanına limonlu maden suyu isteniyor. Yüksek kalorili, bol gıdaları peş peşe alıp sonra da zayıflamak için diyet doktorlarına, spora, zayıflama salonlarına koşuyoruz.

Dünyada, toplam bir milyar insan açlıkla kıvranırken, her 5 saniyede bir çocuk açlıktan ölürken, 1,9 milyar insanın da aşırı yemekten obez olması ve tedavi görmesi gibi lüksümüz olabilir mi?

Yine Türkiye’de, her gün üretilen 82 milyon ekmekten, 5 milyonunun çöpe atıldığı, çöpe atılan ekmeğin ekonomik değerinin günlük 3,5 milyon liraya, yılda 1 milyar 277 milyon lira gibi çok büyük rakamlara ulaşması lüksüne ne diyeceğiz?

Ülkemizde de giderek artan, evlerde bakılan evcil hayvanların sadece beslenmesi hususunda 68 milyon dolarlık kedi-köpek maması pazar payı oluşması bunun büyük çoğunluğunun ithal edilerek karşılandığı düşünülürse, ithalat patlaması yaşanan ülkemiz için fazlaca lüks değil mi?

Kapitalist sistem, lüks tüketimi teşvik için doğum günü, anneler günü, babalar günü, sevgililer günü gibi özel günler icat etmekte; yazılı ve görsel basın da bunları bol reklâmlarla teşvik etmekte ve maalesef bu günlerde alış-veriş rekorları kırılmaktadır. Hediyeleşmek güzeldir, Efendimiz (s.a.v.)’in sünnetidir, ancak bu günlere mahsus değil. Âdâbınca ve herkes gücü nispetinde hediyeleşmelidir.

Lükse ve israfa sarf ettiğimiz harcamalarımızı, gerek ülkemizdeki, gerekse diğer Müslüman ülkelerdeki ihtiyaç sahibi fakirlere aktarsak ne güzel olur. Dünyada ihtiyaç sahibi, fakir Müslüman kalmaz. Müslümanlar arasında kardeşlik duyguları pekişir. Aynı şekilde, maddi yardımlarımızı diğer dinlere mensup fakirlere dağıttığımızı düşünelim. Bir çoğunun İslâm ile şereflenmesine vesile oluruz. Hıristiyan misyonerler, nice fakir Müslüman kardeşlerimizin âkıbetini, biraz dünyalık vererek karartmıyorlar mı?

Acaba Umre yapar gibi, ailece Afrika ülkelerindeki kardeşlerimizi ziyaret edip, aralarında bir hafta yaşasak; bizim lükse alışmış taş kalplerimize biraz olsun tesir eder mi?

Bizi, bu lüks, tatlı, dünya hayatı rüyalarımızın bitmesinden (yani ölmemizden ) önce, gafletten uyandırmak; sahip olduğumuz her şeyin kıyamet gününde hesabını soracağını hatırlatmak için Rabbimiz Kur’ân-ı Kerîm’de diyor ki: “Sonra o gün, bütün nimetlerden elbette sorulacaksınız.” (Tekâsür 8)

Sevgili Peygamberimiz (s.a.v.)’de, her hususta orta yolun takip edilmesi gerektiğini şu sözleri ile ne kadar güzel özetlemiştir: “Îtidâl, teennî, hal ve gidişce iyi olmak peygamberliğin yirmi beş cüz’ünden biridir.” (Muvatta, Şaar, 17; Ebû Davud, Edeb, 2)

Çevremizdeki lüks ve israfı gördükçe, dünyada yaşanan her türlü lüks ve israfı öğrendikçe,Yahya bin Muaz hazretlerinin sözleri hâlâ kulaklarımda çınlıyor: “Muhammedî olanlar nerede?” Evet, Peygamber efendimizi örnek alanlar neredeler? O’nun sâde, temiz, cömert, mütevâzi yaşantısını örnek almamız gerekmez mi?

Gösterdiği nebevî mucizelerle, bir oğlakla bir orduyu doyuran; parmaklarından akan sularla koca ordunun su ihtiyacını gideren Peygamberimiz, boş yere açlık-susuzluk çekmedi. Üzerine izleri çıkan kuru hasıra yatarak boş yere sıkıntı çekmedi. İsteseydi devrinin en iyi imkânlarını kullanabilirdi. Ama sevgili Peygamberimiz, bizim dünyaya gönlümüzü kaptırmamamız için, bize en güzel örnek oldu. Vefâtından az önce, son kuruşlarını da fakirlere dağıttırarak sevgili eşlerine ve hayatta kalan son kızına mîras bırakmadı. O’nun fakirliği, gerçek yokluktan değil, bilâkis zenginliğe rağmen-bir defada yüz deveyi bağışladığı gibi- akarsular misali cömertliğinden, elindeki her şeyi ihtiyaç sahiplerine dağıtmasından kaynaklanmıştı. Emekli aylığı yoktu, sigortası yoktu, yeşil kartı yoktu. Üstelik O’na ve ehline sadaka ve zekât verilmesi de yasaktı.

Rabbimiz, gelip geçici şu dünya imtihanımızda, başta Resulullah (s.a.v.) efendimiz olmak üzere, sevdiği dostlarını örnek alarak yaşayıp, râzı olacağı şekilde ömrümüzü tamamlayabilmeyi cümlemize nasip eylesin. (Âmin)

Dipnot: 1) Yahya bin Muaz, doğumu bilinmiyor, vefatı 875 yılında Nişabur

Ahmet Başer - Altınoluk Dergisi

( 2129 ) kez okundu     -     20.10.2012   mstfkarsli ekledi     Tweetle    Paylaş 
Lüks ve İsraf Zirvede, Muhammedi Olanlar Nerede?, israf, Ahmet başer, mümin ve israf, lüks çılgınlığı, israf çılgınlığı, lükse harcananlar, açlıktan ölenler
Ziyaretçi Yorumları
( 0 ) Yorum
Tümünü Göster
Yorum Ekle
Güvenliğiniz için iP adresiniz kaydedilmektedir. Herhangi bir Hukuki Dava ile karşılaşmamak için hakaret içeren sözler ve argo kelimeler kullanmayınız.
İsim
:
Yorum
:
En fazla 400 karakter
Şehir
: <<-- Güvenlik kodu:
E-Posta
: -->>
 
E-Posta adresi Yayınlanmaz
Güvenliğiniz için ip adresiniz (54.234.190.237) kaydedilecektir.
  Yeni Makaleleri Takip etmek İstiyorum. Adresime E-Posta Gelmesini Onaylıyorum.
BENZER YAZILAR
   yeter ki OKU  
 Aktif ziyaretçi : 8
 Bugün : 845
 Toplam : 1565962
ZMK BİLİŞİM HİZMETLERİ       © 2010 

Site Haritası


8